Ne hevesle tutmayı beklemiştik bu evi, bakkal amca bize 850'ye verdireceğini söyledikten sonra. Sonra bin lira kiraya, iki depozito, bir de boya parasına zorla/ zorda kalıp razı olmuştuk. O yağmurlu günde taşı taşı canımız çıkmış, çıktığımız apartmanın döner merdiveninde Kenan'ı sırtında çamaşır makinesiyle geniş açıyla eğilmiş görünce atılmıştım, ne yapabilecekti idiysem? Ah o tezgahsız mutfak... Holde sofranın üzerinde eski usûl bulaşık yıkayışımız (Hatırlamıyorum şimdi birden fazlaydı belki.)... Bakkal amcanın yorgunluğumuzun üstüne bize yaptığı, hayatımda yediğim en karışık malzemeli menemene (Kayıt düşeyim konuşma dilinde melemen diyoruz Derya'yla ben. ) yumuluşumuzu es geçersem zinhar olmaz. 'İlk hayal kırıklığımız doğal gaz faturasından mıydı yoksa oturma odamızın rutubetlenen duvarından mıydı?' hatırlamıyorum şimdi. Bilmeyen okusa burasının tadilat sonrası sıfır bir ev olduğunu çıkaramaz anlattıklarımdan. Kombinin ne kendisinin ısıttığı ne de üzerinde fâhiş borçlarımızın yazılı olduğu doğal gaz faturalarımızın -Twitterdan öğrendiğim bir taktikti.- battaniye vazifesi gördüğü sebepten taşınıyor bu ev. Güzeldi her şeye rağmen, Derya'nın kahvaltıya güneş gözlüğü ile geldiğini gördük bir kere; buzdolabının üzerindeki peçeteyi buzlukta karşımda görmüşüm ve tahminim Zeyno tarafından doğrulanmış;
bu eve defalarca kaçak girip de yavrularını emzirsin diye internetten miyavlayan kedi videosu açıp ancak eve alabildiğimiz siyah beyaz güzel ve hırçın kedi; onun çarprazdaki araziye Songül'le beraber gömdüğümüz iki yavrusu; onları ranzanın altında bulduğumuz akşam;
bir yıl boyunca can çekişe çekişe çalışan ve bir keresinde kendini banyoya kilitlemişliği olan ve de bizi buradaki son günlerimizde elde yıkamaya mahkum eden çamaşır makinemiz; tavanı su damlatan ve duvarı kar tutan buzdolabımız; kıyafetlerimizde birer yırtık hatırası bırakan çekyatımız; son demde bir tabelası kalmış Açık Büfem;
...
Güzeldi bu evde zaman, ayrılık vakti şimdi, olsun tadında kalsın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder