Orta üçteydim. Sınıf hocamız Sıddık Bey bize bir form dağıtmıştı. Sorulardan yalnızca birini hatırlıyorum: İleride ne olmak istiyorsun? Üç şey yazdım (Zaten boşluk sayısı da o kadardı galiba.) : Dedektif, savcı(ya da avukattı), arkeolog. Biz formu doldururken hoca dolaşıyordu sınıfta. Bu cevabımın dikkatini çektiğini, yüzünde yukarı kaldırılmış kaşlarla gülümseyen dudakların verdiği bir ifade belirdiğini hatırlıyorum. Şimdi ve uzuuun zamandan beri dedektif için benim yüzümde de böyle bir ifade beliriyor. Sükûnetin, acelesizliğin, her şeyin ortası'nın insanı bende. Savcı olmaktan daha lise ikiye başlarken vazgeçmiştim. Zira eşit ağırlıkta yapamazdım.Hemen seçtiğim alana uygun yeni bir mesleğe hevesleniverdim. De o kalsın. Arkeolojiye gelince hâlâ ilgimi celbeder. O toprağı usul usul süpürmek bir fırçayla... Yepyeni bir şey bulmak... Eskinin yenisini... Kim bilir hangi tarihten; kim bilir kimin/kimlerin yaptığı; kaç elin, kaç gözün değdiği, üzerine kaç sözün edildiği bir şey. Kendi zamanından bulunduğu zamana göndericisiz, alıcısız bir mektup...
Gecenin bir yarısında beni on üç-on dört yaşıma götüren şey, bir süre önce sahaftan aldığım yüz yaşlarında bir kitap. Kapağının dışında -zaten sonradan eklenmiş olmalı- yazı yok, iç kısmına ise el yazısıyla Evliya Çelebi Seyahatnamesi yazılı ki niye yazılmış bilmem kitabın içeriğiyle hiç ilgisi yok. Sayfaların başında 'dîvan' ve 'Hersekli Arif Hikmet Bey' yazıyor. Baş sayfaları eksik. Düzyazıyla başlıyor. Şiirle devam ediyor. Ben 'Hersekli' değil de 'Horasanlı' diye okumuştum. Google da tanımadı bu Horasanlı Arif Hikmet Bey'i. Daha önce de kitabı karıştırırken dikkatimi çeken bugün düzyazının bitimindeki İbnü'l-Emin Mahmut Kemal ismini yazdım googla. Tanıdı. Biyografi çalışmaları var. Bunlardan biri de Şair Hersekli Arif Hikmet Bey. Google Horasanlıyı tanımamıştı ama Hersekliyi tanıdı. O da son dönem dîvan şairlerinden imiş.

Bu kitabı alırken şöyle bir karıştırmıştım ama eksik sayfaları, yazısız kapağı, kenarları tırtıklı yaprakları ve Osmanlı Türkçesi alfabesiyle aslında gizineydi merakım. Böyle bir kitabı daha bir kıyamadan, 'aman bir zarar görmesin' endişesiyle okuyorum, ve birçok yerde heceleyerek, yanıbaşımda sözlükle. Günde birkaç sayfa. Toprağı usul usul süpürür gibi...
Her şeyle her şey arasındaki bağ yazmıştı Leyla.
Zaten ben yalnız çalışmayı daha çok seviyorum hem bir oda köşesi bana daha sevimli geliyor.