Kimsenin başını ağrıtmak istemem ama birkaç cümle var ki zihnimde zaptedemiyorum.Ya dilinin ya klavyenin kapısını aç diyen.Boyun eğdim çünkü kalbim çekemiyor gürültülerini. Klavyemi tercih ettim ben de. Mâlâya'nî bulursanız okumazsınız.
Elin ağzı torba değildi büzelim, değil mi? Bizim ağız torba mı sanki... Hatta susuverdiğinde bazen, torba değil ki açalım.Hem elin ve kalbin de ağızdan aşağı kalır yanı var mı? Bizi bizzat saniyeler önceki kendimiz de huzursuz ederken...
Daha önce çalışamadık ki dünyadaki rollerimize.
Huzuru üzerinde bulduğumuzu düşündüğüm Sırat-ı müstakîm çok ince(biliyorsunuz tabii,vurgu benimki).Dahası unutmamız varlığını.
Tutunamayanların Selim'e kızıyordum.E insanız,dünyadayız diye.Ama çok da haksız sayılmazdı.
Biliyorum yok dünyada ele avuca gelir saadet de işte...Şimdi bu son cümlemden de emin olamadım işte,içimde bir 'şükürsüz müyüm' huzursuzluğu...
Bir kendimle başedemezken herkesin herkesle sağlıklı(niyetler hâlis,lisan-ı diller ve hâller yerlerini bulmuş)iletişim kuramama ihtimali çöküyor omuzlarıma.
Tertemiz niyetlerle avunuyorum,olsun.Pişman yüreklerle, gönüllerin duasıyla,çocuklarla.
O ki koca dağlar gösteremedi bizim cesaretimizi(!) Sebebini çok nadir de olsa biliyorum diyemediğim ama inandığım hikmetle avunuyorum. Hamdolsun.